Bunun Adı: MENDEREK




Yavaştan almak...
Tüm denenmiş ve bilinmişleri garipsemek.
Bulguları benzetmek. Besteleri baştan dinlemek.
Kalbi yormak.
Sıkmak. Çok sıkmak.

Derin, en derin nefesi çekene dek,
bütün okları, okyanusları kalbinde hissetmek.
Kendini boş yerlerde bulmak.
Boş yere.



Sonra birden çok sevinmek.
Yüzünde birden, bir can daha taşımak.
Durup dururken nefesini tutmak,
ve onu, saçma sapan, gözlerinden akıtmak.
Kapıyı açmadan önce,
kapı kolunu, dünyada tutunacağın son dal gibi sıkmak.

Yine de, vücudunda,
asansör gibi heyecan taşımak.


















Başka işler ve güçler diyarında,
XXL Düşünceleri anlatıyorum.
Üzgünüm,
çünkü taşıyor. Sebebi, hiçbir şey olmalı.
Bizim bilmediğimiz, düşünmediğimiz bir şey...
Hiçbir şey.

Kelebekler vardiyalı, darbe yaptılar gündüze.
Nefes borumdayım.
İçinden ruhumu alıyorum.
Yok, geri alamıyorum, bunun vitesi yok.
Hepsini alıyorum.



Bakakalıyorum;
Dört nala bir gidişş var,
off nasıl var bilmiyorum,
nerede başladı, hiç hatırlamıyorum.


İstemiyorum ama.
Gerçekten,
Yapaylaşmak da, sabretmek de,
denemek de, fişi çekip gitmek de
İSTE-Mİ-YORUM.






İnan, istemiyorum geceyi.
Çünkü içimden geçeni içime işliyor.
Çekiyor. Teketek.
O bile, o kadar ağır ki..
Düşün,
ya çekmiyorsa yürek?



Bir yer bulup çıkacak bu enerji,
akıma kapıldı bir kere...
Tesla bilir.
Hem Tesla olsaydı, beraber laflardık.
Belki derdi ki: "Çıkacak ama,
Enerji, ağzınla kalbin arasında,
tam dokundum, tam sardım derken,
damarların çekecek,
geri geri..."












Başımda bir büyük "Gelmez-Gitmez"
Ha, belki boş yere taşıyorum;
Eskisi gibi yazıt kalacaklar için
boş yere...


Ya da kısaca;
Acı bir kahve gibisin..
Yanında çikolata istiyorum.










,
M.

Read On 0 kişi dedi ki...

Dağlar da Yanar. (bkz: Anlık Yanardağ Hareketi)











İnanmak için değil;
o nefeste de yaşamak için, kelimeyi tekrarlıyorum. Cümleyi...
Tekrarlıyorum. Bırakırsam karşıki dağlara...
Korkuyorum. Açılır. Kapanır.
Ne olur.. BİLMEMEK için yanıp tutuşuyorum!



Kapı açılıyor, içeri höm biri giriyor;
- Kolay gelsin, diyor.
- Kolay gelsin!
panik, heyecan, onu tekrarlıyorum!
Toparlamak için;
- Teşekkürler! Kolay, hmm güzel..
Ne diyorum belli değil! Giderek kıpkırmızı oluyorum,
kırkırmızı, kığ..
-Kı'da kalıyorum, öyle, put gibi.
Adımı taşır, taşımaz...
Bilemeyiz hem,
Yanardağa seslenen zat, çığ mı beklemeli..?...!
Ya Edna merhaba!

Dikkatler üzerimden dağılınca
tekrar okuduğuma geri dönüyorum.
Başımı kaldırdığımda;
"Faytonumuz bile var bizim!" cümlesi, tavandan tavandan..
üzerime doğru gelmişş.
Mimiksi.. Kerata, kendime getiriyor beni.
O sırada çünkü faytonların rengini düşünüyorum,
kafamın içinde bir faytondayım şimdi,
atların sesini duyuyorum,
kafamın içinde onları sevmek için,
elime şeker alıyorum,
yok, kafam almıyor.
yok, başka şeyler canlandı artık.

Ben,
onlarsız,
başka bir yerden,
kalkmalıyım,
bir kaynama noktası bulmalı...
















Fayton, sağdan aşağıya doğru indi.
İçimdeki akarsu, denizi gördü.
Gürül gürül sultanı da kaptı!

Arkama geçmiş şimdi, ateşle oynuyor.
Fokur fokur..
Ateş mi, duman mı, yokuş aşağı akar mı?
Kesiyorum tabii yolunu.
Gazelden kesmiş gibi...
Kesmiş işvesi yaparak.
Aghh ben tıkadıkça şelaleleşiyor.
Şelale'leşmemeli.



Şeyh lale,
in the dark, we will find; '
now'
and upon my lips: *She-Ra'lanan ben-hisleri!

Mutluluk kesinlikle an'larda saklı.
Ama zat farklı.
Şu an bu anı saklamak değil, tekrarlamak istiyor,
ufak ufak. Belli belirsiz...







Nasıl ya, nasıl, nasıl güzel... Nasıl şeffaf..
Göz yakmayan bir dumanı var.
Nasılsa gider, nasılsa...
Olduğu gibi,
içine düştüğü anda; Yanardağ hareketi.
Aynada, Kızılca bir derisi...
Neredeyse bilge..
İşaret mi ediyor,
Gözlerini?




O zaman bu sözüm sana:
Işığınsa,
sadece ışığınsa sözlerin; AYMAMIŞ, bilesin..
Aralayınca bile, an'sızmamış!
Ne güzel...
Tabii güzel.







Dokunamayız ya..,
peki, baharat baharat taşırır mı dersin?
o kokusunu,
ait olmayan bir esbabı ararken
en uzaktakine..?




Ah, o yüzden bu kadar çekici değil mi zaten..
Bir Karadeniz, bir Ege..?

Vurmasın bizi sahillere,
birdenbire Akdeniz'de.

,
M.

Omni-Olasılıksız.
Anlığı; sadece ve birdenbire.

*She-Ra: Princess of Power, She-Ra makes her début
in He-Man and She-Ra; The Secret of the Sword.
Read On 0 kişi dedi ki...

31.Kıtalararası Avrasya Maratonu..













Merhaba,

Kıtalararası Avrasya Maratonu geldi çattı...

18 Ekim 2009, Pazar günü koştuğumuzda birbirimize bir adım daha yaklaşacağız.
Biz ritmi ADIM ADIM yakalarken, bizden önce lütfen siz, paylaşır mısınız..?

Altı (6) senedir koşan biri olarak, bu sene, bağış mailimi kısa tutacağım. Çünkü
rica, minnet değil, farkındalık arıyorum.

********

1. Her sene koşulandan farklı olarak bu sene engelli arkadaşlarımızı itiyoruz.
Onları ADIM ADIM iterek ilerlemeyi, bir amacın altını çizmek olarak görüyoruz.
Bugün 300 kişiyiz çünkü...

2. Diğer yandan gönülçelen bağışlarınız için, Adım Adım Oluşumu’nun desteklediği 3 STK’dan biri olan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı adına 15K koşuyorum,
bağışlarınızı seve seve kabul edeceğim.











Lütfen dikkat, harekete ve iletişime geçen bir oluşumun içindesiniz artık!
Gözlerinizden okunan maili, yanıtsız bırakmayın.
Birilerini okutmak istediğinizi söylemiştiniz, öyle anımsıyorum...



Bir şey yapın; fwd.’layın, bağış yapın, yahut bizlerle koşuya katılın...
Yeter ki bir farkındalık yaratın.

Her-geçen-gün-yeniden-doğduğunu-hisseden insanlarla beraber,
kimbilir kimlerin hayallerini gerçekleştirebiliyor ve duygulanabiliyoruz.
Kim bilir? Siz görmeyi deneyin...

Ben, heyecanımı koşuya saklıyorum.

Söz konusu,
(aşağıdaki) bağış bilgilerinin yeterli ve ulaşılabilir olduğu gerçeğidir.
Görüşmek üzere,
Muna Genç T.










*********
Bağışlarınız için Banka: YapıKredi Bankası Harbiye Özel Bankacılık Merkezi, Şb. Kodu 00391 Hesap No 7997892 Alıcı Adı: Türkiye Egitim Gonulluleri –TEGV AÇIKLAMA: “AAO, Muna Genç, KENDI ADINIZ”
*********


Adım Adım Oluşumu tarafından desteklenen 3 STK’dan biri olan TEGV’nin Projesi:
Bir Çocuk Değişir, Tüm Türkiye Değişir : 55TL lik bağış karşılığında
Paylaşım Sertifikası. 55TL bir çocuğun, bir yıl boyunca TEGV imkanlarından
faydalanmasını sağlayan bedeldir.

TEGV ‘ Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti tanınan vakıf’ statüsündedir.

İLETİŞİM
ARZU ÖZDEMİRCİ FEYZİYE GÜNAYDIN
arzuo@tegv.org feyziye@tegv.org
0216 4923232 / 135 0216 4923232 / 139


Teşekkürler,
Muna Genç

Read On 0 kişi dedi ki...

KOŞU Sporu ve Doğru Beslenme..





Hepinize merhaba,
Bu yaz günlerinde araya farklı antrenmanlar alsak da, koşmaya devam...



(yandaki arkadaşımız da, Özlem Aydın, Adım Adım grubumuzdan,
III.Riva Yol Yarışı'nda Bayanlarda ikincilik onun oldu.)
Kendimi ve dolayısıyla erafımdakileri daha iyi tuttuğum şu spor hallerinde, biraz diretiyorum sanırsam.. Bir bakıma iyi de oluyor, şu an en azından 2 arkadaşım tutkulu bir şekilde (üstelik Adım Adım grubumuza üye olaraktan..) koşmaya sardırdı.

Bu takip eden olayları daha sonra etraflıca anlatacağım; ama önce, hepsinden önemlisi,
başıma geldiği için, üstüne basa basa söylemek istediğim bir konu var: Spor yapanlar için yeme-içme ritüeli.

Yorgunluğunuzu, halsizliğinizi; hava değişikliklerine, jetlag'lerinize bağlamayın, lütfen doğru beslenmeye çalışın. İhtiyacınız olduğunda yanınızda taşıyın, üşenmeyin. Vücudunuz ayrı, ruh haliniz ayrı. Ayırın onları! Çünkü Bildiğiniz gibi değilsiniz!!

****yemekler ve fotoğraflar şahsıma aittir*****


Zeynel Alhan 'a teşekkürler.
KOŞUCULAR İÇİN BESLENMENİN ÖNEMİ VE ŞEKLİ..

Saglikli bir kosucunun uymasi gereken beslenme diyetinde 6 ana besin grubunu vardir. Karbonhidratlar, yaglar, proteinler, vitaminler, mineraller ve su’dur. Enerji seviyemizi ust seviyede tutmak ve vucudun yag oranini arttirmamak icin bu besinleri dogru sekilde tuketmemiz gereklidir. Yemek yemenin amaci vucut icin gerekli olan temel gidalari alarak metobolizmayi devamli calisir halde tutmaktir. Boylece kandaki seker oranini istenilen seviyede tutarak gunluk aktivitelerimizi yerine getirmek icin gerekli motivasyonu saglariz. Enerji seviyemiz buyuk olcude ne kadar miktarda ve ne kadar sıklıkta yedigimize baglidir.



Kilo almamak ve gun boyu enerjili olmak icin her 1-2 saatde bir yememiz gerekir. Sindirim sistemimiz buyuk ogunler yemek icin degil daha cok az az atistirmak icin tasarlanmistir. Her yedigimiz yemek sonrasi (cok ufak porsiyonlarda dahil) sindirim sistemi calismaya baslar. Yediklerimizi proses ederek besinleri kullanir, arta kalanlari vucutdan atar. Sindirim sisteminin calisiyor olmasi kalori harcaniyor olmasidir. Bu da metobolizmanin hizli calismasina, dolayisiylada enerji ve motivasyonun yuksek hissedilmesine neden olur. Metebolizma yavasladigi zaman ortaya cikan aclik refleksi yaglanmayi (kilo almayi) tetikler.





Eger duzenli olarak atistirmiyorsak, vucudun sezgi mekanizmasi devreye girer ve ortaya cikacak aclik hissini engellemek icin vucuttaki mevcut besinleri yaga donusturmeye baslar. Hatta 3 saat bile birsey yemeden beklersek vucutdaki yaglanma enzimleri artarak bir sonra yedigimiz yemegin buyuk olcude yaga donusmesine sebep olur. Yemek yemeden ne kadar uzun sure gecerse, metabolizma o kadar cok yavaslar, enerji seviseyi o kadar cok duser. Eger yediklerimiz yeterli degilsede “metabolizma kontrol merkezi” enerji akisini kesip depolanmis besinleri korumak ister. Yani, ne kadar uzun sure ac kalirsak, vucut o kadar cok depolanmis besinleri korumak icin enerji harcamamayi, daha cok oturmayi, hareket etmemeyi isteyecektir. Her 60-90 dakikada bir, kucuk atistirmalar metobolizmayi onemli olcude hizlandirir.







Bununla birikte, buyuk porsiyon yemekde enerji seviyesini dusurur. Vucut tum diger aktivitelerini durdurarak mide ve bagirsaklarda biriken yiyecekleri proses etmek ister ve butun kaynaklarini (ozellikle kan dolasimini) bunun icin seferber eder. O nedenledirki yenilen buyuk porsiyon bir yemegin ardindan ilk yarim saat kendimizi yorgun, uykulu ve dusuk motivasyonlu hissedereriz. FARK YARATAN BESLENME SEKLI:Kosucularin iyi ve dengeli beslenebilmeleri icin alinan kalorinin dagilimi asagidaki sekilde olmalidir: %50-60 komplex korbonhidratlardan, %20-25 proteinlerden ve %10-20 yag.Cok fazla yemek, cok fazla seker (tatli) ve nisastali besinler, cok fazla yag, kilo alinmasina neden olur.KARBONHIDRATLAR: Kosucularin beslenme diyeti yuksek miktarda karbonhidrat icermelidir.


Spor beslenme uzmanlarina gore mesafe kosuculari kalori ihtiyaclarinin %50-60 ini kompleks karbonhidratlardan almalidirlar. Kompleks karbonhidratlar (baklagiller, sebze ve meyvalar gibi) lifli, besin degeri yuksek ve enerji veren yiyeceklerdir. Ayni zamanda aclik hissi olmadan daha uzun sure gecirmemizi saglarlar. Bunun nedeni komplex yapilari sayesinde sindirim sisteminde daha uzun sure proses edilmeleridir.

Zeynel Alhan 'a teşekkürler.




Bunun yaninda basit korbonhidratlar (seker, nisasta gibi) basit yapilari geregi cok kolay ve hizli bir sekilde proses edilirler ve aclik hissini ortadan kaldirmadiklari icin yuksek miktarda tuketilirler. Gun boyu tuketilen fazla koloriler ise yaga donuserek depolanir, yani kilo almamiza sebep olurlar. Az miktarda alinan basit karbonhidratlar zarar vermez. Damak zevkimizi gidermek icin bu tur yiyecekleride tuketebiliriz ancak az miktarda olmasi cok onemlidir.



YAG: Tuketilen yag direk olarak depolanir. Az miktarda alinan yag aclik hissini daha uzun sureli ortadan kaldirmaya yarar. Fakat alinan yag miktari %25 gecmeye basladigi zaman yag depolanma miktarida buyuk olcude artmaya baslar. Yag ayni zamanda metobolizmayi yavaslatir. Ne kadar cok yenirse o kadar cok uyusukluga neden olur. Antreman sonrasi yenen yaglar, antremanda eksilen glikojenin yeniden depolanma islemini yavaslatir. Bu nedenle antreman sonrasi ilk 30-120 dakika icinde yuksek karbonhidrat ve %20 protein iceren yiyecekler tuketmek, bir sonraki antremanin ilk 15-30 dakikasinda gerekli olan hayati gidalarin karsilanmasi icin onemlidir. Halbuki cok fazla yag tuketirsek, glikojen ikmali yeterli olmayacagindan bir sonraki antremanda kendimizi iyi hissetmeyiz.



PROTEIN: Protein kaslarin saglikli olmasini saglayan temel gidadir. Yorulan ve zarar goren kas ve dokularin iyilesmesi icin hergun protein tuketilmelidir. Proteinden alinan kalori toplam kolorinin yaklasik %20-25 olmasi onerilir. Bunun icinde en iyi kaynak yag orani dusuk olan proteinler, yagsiz et, balik, tavuk, dusuk yag oranli sut urunleri, baklagiller ve tahillardir.



VITAMIN VE MINERALLER:
Vitamin ve mineraller enerji saglayan besinler olmamakla beraber onemlidir. Bunlardan antioksidan olan vitamin C, E ve A vucuttaki hucrelere zarar veren toksinlerin atilmasinda gereklidir. Elektrolit olarakta adlandirilan mineraller ise vucuttaki kimyasal reaksiyonlar icin gerekli olan iyonlari uretirler. Bu mineralar antreman esnasinda terleme ile bir miktar azalir. Sodyum ve klorur bunlarin icinde en cok azalanlardir. Genelde kosuda kaybolan mineraller normal bir beslenme ile yerine koyulur. Eger caniniz tuzlu bir seyler cekiyorsa bu vucudun tuza olam ihtiyacini anlatmanin bir yoludur. Bu durumda, sporcu icecegi ile birlikte bir miktar tuzlu kraker veya benzeri bir yiyecek tuketebiliriz. (Sporcu icecegi sodyum ve diger elektrolitleride icerir.)Kalsiyum ve demir ise sporcular icin en onemli minerallerdir. Agirlik tasiyarak yapilan sporlarda (kosu, halter gibi) kalsiyum tuketimi kemiklerin guclu kalmasi ve stress catlaklarinin onlenmesi nedeniyle onemlidir. Iyi kalsiyum kaynagi olarak, dusuk yag oranli sut urunlerini (peynir, yogurt vs.), kalsium ile zenginlestirilmis meyve sularini, baklagilleri, karnabahar, portakal, yumurta, koyu renk yaprakli sebzeleri sayabiliriz. Demir ise alyuvarlardaki hemoglobin uretimi icin gereklidir. Hemoglobinin gorevi akcigerlerden kaslara oksijen tasimaktir.



Eger vucuttaki demir miktari yeterli degilse, yeterli hemoglobinde uretilemiyor demektir. Bu da kaslara yeterli oksijen gitmiyor anlamina gelir. Tabii ki kosu performansi bu durumdan olumsuz yonde cok etkilenir. Demir eksikligi ayrica yorgun ve bitkin hissetmemize neden olur. Dunya nufusunun 1/4 unde demir eksikligi vardir. Kadinlar adet gordukleri ve demir kaybettikleri icin kansizliga daha egilimlidirler. Kadinlardaki demir ihtiyaci erkeklere oranla iki misli daha fazladir. Demir noksanligina bagli kansizlik sporcularda da yaygindir. Yapilan arastirmada adet goren kadin sporcularin %30-50 sinde demir noksanligi tespit edilmistir. Bu oran erkek sporcularda %10'dur. Kansizlik (anemia) uzun mesafe kosucularinda daha cok rastlanmaktadir. ABD olimpiyat komitesine gore, kosunun vucuttaki demir eksikligi ile cesitli sekillerde ilgisi vardir.




Terleme yoluyla vucutdaki bir miktar demir atilirken, uzun kosular nedeniylede vucudun demiri absorbe etme beceriside azalir. Ayrica yere sert darbeler vurarak atilan kosu adimlari normal kan hucrelerinin parcalanmasinada neden olur ve buna bagli kansizlik ortaya cikar. Bu tur kansizlik daha cok haftada 70km ve uzeri kosanlarda gorulur. Ayrica et yemeyen kosucularda demir noksanligi yaygindir. Demir noksanligi kan testi ile anlasilir. Eger yorgun ve bitkin hissediyorsaniz, nedeni demir noksanligi olabilir. Arastimalar gostermistirki demir eksigi giderildiginde aerobik performans onemli miktarda artmaktadir.



Tabii bu artis fiziksel kapasite ile sinirlidir. Yani daha cok demir tuketerek daha uzun veya daha hizli kosamayiz. Ustelik fazla demir sagligada zararlidir.Demirin dogal kaynaklari yagsiz sigir eti, kuzu eti, ciger, tavugun koyu kismi, yesil yaprakli sebze, kuru yemis, mercimek, kur meyva, karides ve ekmek. Demir iceren yiyeceklerden maksimum sekilde yararlanmak icin C vitaminli besinlerle birlikte tuketilmesi onerilir.


Yararlanilan kaynaklar: Book on Running by Jeff Galloway ve the competitive runner’s handbook by Bob Glover, Shelly-lynn Florence Glover.
Zeynel Alhan, Yarış Takvimi facebook grubu.

Read On 0 kişi dedi ki...

Yoktuk, doğru. Gelmiş Olduk Bu Vesileyle





Şeritleri değiştirdiler sanırım.
Hepimiz birilerinin şeridine kaydık.
Şeridineşeridine Hoyde hey!
Yeni Şerit dermanları açıklanacak mı?
Yoksa İstanbul semt pazarlarına gitmeye devam mı =)





****
Sanki dün ellerimde asrın makinesi yoktu.
Ve ben hiç kayıt almadım...
Sanki dün kafam çıkmamış hayatımdan da...
Şu anda yanımda, sanki ağır ağır ilerliyorduk.



Bir şeyler vardı.
Biliyordum, taa baştan beri.
Başım, bir cana bastığından beri.

Yüzüme değen su damlaları gibiydi...
Yüzümden yavaşça akmaya başladı,
sözleri yoktu,
sadece düşünceleri vardı,
ve ben hissediyorum diye düşündüm. Düşünceleri...
Düşünmek güzeldi; yanaklarından yavaşça öpmek gibi.
Geliyorum diyerek zincerleri koparmak gibi,
ama sabahlamadan, içmeden, uçmadan
çünkü gaye net: ulaşmak gibi.



Bi'şurdan, uçmaz mısınınız lütfen?
deseler,
daha dün gibi, dün gibiymiş...

Hatırlar,
anım anım yutar yine. Gülümser.
Hiç Bitmesin.
Hiç bitmesin yaa.
Yakmıyor zaten içimi. Yanmıyor kimse.
Körler ülkesinde. Evet, eski bir ülke.
Bulduğum Sahiciliklerden birinde...



Gel gör ki,
Dermansaraylı dostlar, nal gibi.
ve Şerit şerit.
Bir varlar bir yoklar,
"Ama iş vaa, güç vaaa."
Bir sahne var. Bi'şey olacağı yok.

Ben bekleyelim, diyorum. Göreceğiz.
Elbet göreceğiz bir pencereden.

****

Bir girişi var çünkü,
Kulaklarım dikleşiyor. Pluto'laşıyorum.
Düşündükçe ensemden akıyor.
Düşündükçe AÇILIYORUM.
Açık yaralarım varmış gibi, damlalar onları kapatıyor.
Dünya susuzluğumu gideriyor. Yorgunluğumu bölüyor.

İçten değil,
İçinden Buharlaştırıyor bu beni.
beden-i bahar
Sessizce yüreğimi kaldıracaktı.
Sessizce eteğimi. Belki sonra Gemileri...



Hep yanık bir ten, hep bufalolar, hep mobilyalar sarmayacaktı ya!
Dünya pas atıyor! Evren alkışlıyor. YERSEN.






Şöyle;
Artık sokaklar var, evler yok.
Anlamadan,
anlasak da çaktırmadan lütfen
hani muzip muzip,
kimine gevrek gevrek,
anlamlaştırmadan
yaşamak gerek.
Zaman ve aralıkları, diyorum
'miles away' yahut silistre, diyorum
Yaşanmış ya,
Yok edercesine (!) hızlı
yavaşla diyorum.


Dam üstünde saksağan bırakmalı.
Saydam kala ki bir şeyler, Say ile başlayalım.
Ehli, zevkli biraderlere vuralım işi!
Eh be.





01.08.09

Mesele olmasın Saygılar,
MGT.
Read On 0 kişi dedi ki...

Uganda'daki Necla için..






Canım benim, uzun uzun yazmışsın, her yazdığında daha çok özlüyorum seni.
Sitede ülkeleri gösteren widget kutusunu kaldırmıştım, zaten senin söylediğinin üstüne 2-3 kere daha revizyon yedi site. Çünkü ihtiyacı vardı. Mevsimsel sadeliğe...



O ho hooooo şehrinde duramayan ben, sitesinde mi duracak?
Göze hiçbir şey batmasın diye sildim. Merak ettiğim şeyler sürekli değiştiği için, ben de ara ara blog sepetini değiştiriyorum. Ama sen dedin diye, buraya koyuyorum bir tane.
Bakıyorsan seve seve koyarım canım.

Sitede beğenmediğin, bana yakıştıramadığın cümle öbekleri, blog başlıklarıdır, yani diğer blogun - yani burası oluyor- RSS feed'i oluyor. Orada okuduğun saçma bulduğun yazı da, bana gelen fwd. maillerden biriydi. Ben de iletmek için başka bir yöntem kullandım, eğlenerek. Parça parça okursan bir şey ifade etmez tabii. Şimdi bir daha oku, o zaman belki geçer =)



Last.fm maalesef, Amerika, Almanya ve İngiltere dışında aylık 3 € oldu. Böyle bir ayrımcılık olduğu için de şu an için tercih etmiyorum canım. Ama bak siteye, turuncu şapkalı müzik çalar koydum. Senin için.

Hatta şarkı bile söyledim, hayatımda ilkkk defa, notasız, gaipten ne geldiyse işte... Onu da kaydettik.
Sonra yavaş yavaş eklerim devamını.


Ve en önemli şey;
merak etmişsin, nedir bu Michael Jackson durumu diye...

Evet, almış başımı gitmişim 6 yazıda da ondan bahsetmiş veya yazıyı ona yönlendirmişim. Gerçi bir yazım daha var ama o burada ve ingilizce olacak yine. Canım benim, ben yıkıldım ya.

Tek kelimeyle bitiremiyorum. Meğer hiç aklıma gelmemiş benim bu. Meğer hiç yokluğuna düşmemişim Michael'ın. Her gün koşarken dinlemek değilmiş sadece o. Hakkında ters veya şüpheli bir şeyler söylenildiğinde sinirlenmem boşuna değilmiş. Meğer anadan doğma her şeyini ezbere bilmek değilmiş, sevmek.











Üzgünüm, kızgınım, hazmedemiyorum. Düşündüğüm zaman kafamı karıştıracak kadar bağ kurmuşum onunla demek... Bu anlara denk gelen 1-2 arkadaş; "...sinirlerin boşalmıştır canım / ihtiyacın varmış demek ağlamaya / bir haftaya unutursun merak etme...." dediler.


Merak etmiyorum biliyor musun? Bir anlık değil, iki hafta oldu hala gözlerimden yaşlar fışkırıyor. Sesini dansımda değil, gecemde, işimde, gözümde, her yerde bıraksın! Neden, onun için ağlamam bu kadar uzak geliyor herkese? Türk değil, akrabam değil, sünnetli değil, tamamiyle uzak, yahut bir şeylerden memnun değil diye... ???!!!!






Koşarken şöyle bir şeyim var, biraz hırslandığım zaman, Daha doğrusu Atatürk sahilde, Atatürk aklımda, Atatürk göğsümde, hırslanıyorum. İşte bu zaman - At gibi koşuyorum. Misal basit bir günde, 5km 23 dakikada bitebiliyor. Ağlayarak hem de. Görenler ne düşünüyor bilmiyorum ama bir şeylerden kaçtığım için değil bu, kişiliğine, bıraktıklarına, kavgasına, anısına hürmeten bir koşuya dönüşüyor işte. Saygı, diye düşünüyorum. Saygımı en iyi bu şekilde gösterdiğime inanıyorum. Fiilen ve TER DÖKEREK.


Çünkü Michael Jackson da, Michael Jordan gibi evimizin en çok gelen geçeni, sık sık hayranlıkla bahsedilen karakterlerinden biriydi. Ki, öyle de olmaya devam edecek.
Çocuklar da bunu böyle bilecek; MJ olmak nedir, neden yürek ister, onun zamanında olmak, aynı yüzyılı paylaşmak ne demek..

Arkasından rant sağlamak düşüncesi, Michael'ı çocukça sevmeyenler için geçerli olacak, evet. Oysa ben yaymak, ağızdan ağıza dolaştırmak niyentindeyim. Zaman zaman da bunu tekrar edeceğim. Dünya, kendisinde az rastlanır bir DNA'yı kaybetti. Benim de reel olarak bu acıyı karşılamam ve hayatımda ilk defa da olsa bestelemem gerekiyordu demek ki.




Az da gelse bize,
huzur buldu düşüncesiyle...

M Genc T



Read On 0 kişi dedi ki...

Tartışmalara inat: TANRI'nın yerinden..






Gece gelir bazen düşünceye.
Çeker, oturur bir sandalyeye.
Üzerinde bir celse koku vardır.

Kafanızdaki sorular neyse, nasıl bir nefes çektiyseniz,
evvel ve ahir göçmenliği kandadır, vakit kaybetmez, yoklukla tanıştırır.



Onlar
İlgisiz olabilir,
Komaya
virgüller alabilir,
Sokar
elini pazar-kahvaltısı-mutluluğunda bir bala,
İnsana benzer,
gülüş desen aynı, gidiş desen aynı,
Elinizden alınmış
sinema aktörü gibi durabilir,
sonra nedensiz,
en azından Tanrı aşkına,
mantosunu çıkarıp bir çocuk başı kalabilir
bir köy yolu bile etmez ,
medeniyetten midir nedir, gariptir.

Garip olan, insan bilgisi ister, deneyim ister
ipek gibi, tüylerinizin üzerine yerleşmez hemen.

*****

Gecenin bağrında tuzaklar vardır.
Gerdanında çan sesleri, göğsünde sanrılar döner.
Siz düşündükçe o soluk alır, parçalar nağmeler salınır.
Patapuf olursunuz. Suçluluk duyarsınız ansızın;
Sizin yüzünüzden mi öldü uçaktakiler, Madımak'takiler,
siz dikkat etseydiniz, olmaz mıydı Çernobil,
damgalı tanıklar mısınız, gece gece?
Nesiniz?

Patapuf, ah tatlı orospu,
Başkaları uyurken, uyanık olma korkusu seni...
Yine mi sardı,
kaç sene olmuştu halbuki
ince çizgiler bırakmayalı
nereden nereye...
bu bedende...

*************


Düşündüm;
gece çalışan karıncaların yanında, duvara yaslandım, seslerini dinledim önce
bir Tanrı gibi
izlerken, tutamadım kendimi, sınadım onları,
en çalışkanını aradı gözlerim,
en yaşlısını, en gencini, en kaytaranını, haksızca onu fazla suçlayanını,
en yakışıklısını, sonra bakındım yemek yarattım onlara, biraz yağmur,
biraz kararsız kaldım, sürpriz yapayım, dedim sevinsinler,
sendeledim düşürdüm elimdekileri,
öldüler muhakkak
üzülüp üzülmediklerini anlamak için sabahı beklemem gerekiyordu
onlar kadar erken kalkmam,
belki de hiç uyumamam,
insan bile olmamam hatta,
Tanrıysam da,
alıp başımı gitmem
gerekiyordu.


Ama ne oldu,
düş-er-ini buldum.
Ölüm denen şeyin.







Çok iyi
, Oh kurtuldu bizden.
demek değildi bu ama.
Saçma sapan feragatleri, sona süren isteklerden,
yaşamak için koyulan bariyerlerden,

-ki ifade etmiyorsa o bariyer adama

değil bir kariyer,
değil bir gece öpücüğü,
değil bir puppy bakışı,
değil bir halk zaferi,
değil bir ibadet,
değil bir sukunet,
ne etsin yaşarken arkadaşları,
ne etsin ölme kokusunu,
neresine saklasın,
neden etmesin bir eğlence
onu da?
Neden?
Neden? Hiç düşündün mü, neden?-


kurtulmak için gitmiş meğer.
Saçma sapan feragatleri sona süren isteklerden,
yaşama koyulan bariyerlerden kurtulmak için.




Hakikat dahi olsan,
YALNIZSAN,
iyiyi paylaşamadığın, kanundan büyük doğada,
nesindir?

Ne gibidir yaşamak?

Michael gibi 'neverland' olmak mı?
Tek kelime etmeden,
Sabahın altısında, dâhi de olsa,
Fazıl Say gibi,
gidesi gelmez mi adamın?

Nota bilmese, dansa kaldırmasa,
zevk almasa,
nefes bile almasa içi
kaç yüzyıl-insanı kurtarırlar daha?

onların Adları, yetmiyor;
Çoğunluk ve öncelik (kaygısı),
konuşmuyor, duymuyor, dokunmuyorsa.








ve 'Say',
Şu dünya-aklında 'haysiyetini' bırakıp gitmek istiyor.
O dili çoktaaaaan Orta Çağ'da bıraktık diye.
Başka ne yapsa ki insan,
Anlasa insan olduğunu.
*************












Kimsenin hatrına değil bu düşüncem,
zira bedenim çekiyor zamanı
zira alışık beden gece kokusuna

zira better days I live,
don't you give worry, don't you take pitty,
my own thought, I feel it,
bir soruda çürütsem de uyusa evren.

Ölüm, kendi kendine gelmiyor. Toplanıyor.
Duyduklarını da, gördüklerini de katıyor.
Ne kadar can, o kadar acı.


Yavaş yavaş değil, zamansız geliyor.
Hiç bozmuyor istikrarını.
Ansızın.


















Aslında bir insan duygusu bu, 'ansızın'.
İnsan olan için. Bırakacağı ÖZNESİ için.

Ardındakiler, iyi olacak mı korkusu içinde.
DAHA IYI olsun yeter ÇÜNKÜ.
Burası iyi değil artık.

Peki ne yapıyor giden?

Benim dışımdakilere göre,
According to Jim,
Ghost whisperer’la konuşmuyor,
mumları söndürmüyor,
arada kalmıyor,
Atatürk’le tavla oynamıyor,
Babaanneyle buluşmuyor,
hep çocuk kalmıyor,
Grieg bilmez, Mendelssohn dinlemez,
ama aç işte, hırs nedir biliyor,
unutmuyor, daha fazlasını görüyor.



E nerede kaldı öncelik istiyorum, ayrıcalık istiyorum
Nerede soluk hırsızları ?
Neden bize doğru koşmuyorlar?


Bilmiyor muyuz onun-aşkına?








Hayır. Hala bilinmeyen.
ONE ’ın bir parçası. Ana rahmindeyiz AŞKIN.
Kaç kere tekrarladı bu dünya kendini, kıyameti kopardı da.
Kaç tane kraldan çok kralcıya, bestelendi bu keder...
Kaç kere diriltilen insan, gitti ve geldi evrende
bir not, bir doküman yok. hala efsane, hala BİLMİYOR insan.



DEMEK Kİ,
ölüm sanıldığı gibi değil.

Dolar çıkar diyor halk. Demek ki düşecek.
ULUORTA Ölüm Hayırdır, demiyor HALK.
Demek ki HAYIR =)
Demek ki YOKLUK.

Seçilmişler, yoklukta ziyaret ediyor.
Ziyaret ne kadar sürüyor belli değil.
Zira bu da bir rivayet…
Tanrı bizim kadar uyanık değil.
Huzurun nedir?
Yok musun? Yokluk musun?



Müsadenizle,
Muna Genç T.


*Alın size medyası gelmemiş, dürüst bir dip not:
Bu yazı, tamamı okunmuşsa da, tekrarlanmışsa,
yaz zamanı - hafta sonu ve gündüzleri, hiçbir şey ifade etmiyorsa,
içlerde bir yere yazılmış ve serzenişilmiş demek, olabilir.
SAMİMİ OLUYOR DERKEN...

Read On 0 kişi dedi ki...

Başka Hayatlardan Doğdum - Gün BUGÜN - Kutluyorum











Sabah aydınlığı...
Michaeldan almış mahmurluğunu
Bad! Thriller... Selamlaşıyoruz, sabah 6buçuk. Bugün geç mi kaldık ne, heyecanla koşacaktık hani ?? Peşimden iki pati pati atıp birazdan dağılacak güneş ışınlarında yürümemek neden?? Alt tarafı en yapraklı, en yeşil, en uzun dallı ağacı seçecekler... YASTAYIZ YA. Gölgeli bir keyif de gerek. Ama duuuur. Onlar şanslı. Gelişinden belliydi. Milyarları dans ettirmiş. Ücra köşelerde bile söylenmiş. Gözlerinizde başından beri bir ışık görmek istiyordu. BAŞINDAN BERİ sahneciydi. Daha azına gelebilecek miydik? Daha bizim için ölmüş müydü ki???!!! Gelesimiz tutsa biraz, biraz KEEP THE FAITH'imiz tutsa, WHO IS IT desek, BEAT IT ritminde bulsak geçmişi, DANGEROUS turnesine gözlerimiz kamaşık, gözlerimiz yaş baş almış ama hiç tutamasak... Kendimizi yerden yere, salondan koltuklara MOON WALK atsak Dİ Mİ??!!!!!











Ne kadar güzel. Ne kadar anlamlı. NE LAN BU???!!!! Kim gelecek yerine? Kim? Sizin için kim? Yeni bir AŞK değil miydi? Bulunmayan. Yenilmeyen. Yiyilip içilmeyen. Gidilmeyen. Dokunulamayan. Git gide büyümedi mi ama??!! NEVERLAND'e dönüşmedi mi? Yeni bir dünya değil miydi Michael? Temiz yürekli, GONE TOO SOON sesi, güneşin doğuşu değil miydi? Bir şovalye değil miydi? Kafası sağa döndüğünde dünya ne-oldum-dur dönüşü için MJ'i beklemiyor muydu??? Güneş battı. Yoooooook. Biz AŞK istiyoruz. Velev ki ihtiraslı bir haziran rüzgarıyla... Gelsin ister enseden enseden...




Haziran sonu ya. Aşk ya. Doğmuş bak, çocuklar. Onun en sevdikleri. Kendisinden çocuklar. Naif. Anlatılamayacak kadar naif ve süper çocuk Michael için dünya duruyor. Haziran sonu doğan bir kız çocuğu için ölmüş diyorlar. Bu da yeni bir söylenti.. Öyle şeyler söylendi ki arkasından!!!!! HEAL THE WORLD'ü bağıra bağıra söylemiş hiçbir insana yakışmayacak türden kelimeler, photoshoplar, aklım almıyor. ALMADIĞINDAN herhalde ÇOCUK KALIYOR insan. Çocuklaştıkça UZAKLAŞIYOR DÜNYADAN. O yüzden en çocuk haliyle DÖNENLER var bu dünyaya. GİTMİŞSE BİLE.




Bu kız da...
Öğleden önce 11 gibi doğmuş. O yüzden gelememiş kendine 11'e kadar.
Kendinden kalmamış ya! Kocamanmış dünya. Ha, bulmuş koparmış bir 28 sene.
Karıştırmış. Birbirine. BENZESİN DİYE.
YÜZÜNE YÜZÜNE...
Kutlamış, o gün yolunda herkesi, her canı,
her cansız içinde/üstünde/altında işe yarar varlığı.

Ona GÜN eyledikleri her şey için.
HİÇBİR ŞEYİN kendi kendine DEĞİŞMEDİĞİNİ bilerek...
Ve bir yaş aslında HERKESTEN uzakta UZAYDAN içine düşen BİR SENE değil miydi?
Lok, işte bir BOŞLUK daha, dedi. Şimdi tamam oldu.
Başka türlü oynanmazdı bu TETRIS-HAYAT.

Duyulmadı tabii. Karışamazdı kimse... Çünkü uzak, çok uzaktı.
VARSA KADIN, gün aldıysa 29'dan, yoksa Michael içinde,
Ne istediğini DÜN gibi BİLİYORDUR.
JAM!!!!


Read On 1 kişi dedi ki...

Seni Her Zaman Sahnede Hatırlayacağım. Michael Jackson!!





Gerçekten bana yakın birisini kaybettim Dün. Bugün. Ve Yarın.


Ne olduğu değil, bana nasıl geldiği ilgilendiriyor beni. Her gün benim yanımda bu adam. Sesi kulaklarımda. Onunla koşuyorum. Nefesim o benim. Beni hızlandıran, yavaşlatan, bulunduğum doğaya aşık eden, coşturan, damarımda akacak kan bırakmayan O!

Ben ağladım. İçimdeki acı geberene kadar dans ettim sonra. Uğurlamak için. O yüzden biraz geç yazabiliyorum. Hala yazarken de ağlıyorum. Benim için diğer şarkıcılardan POPUN KRALI, yok ŞAHI, yok EFSANESİ diye değil. Her gün yanımda dişe diş, cana can olduğu için. UNUTULMAZ. Biliyorum, HEAL BACK yapmak için gitti. Buna ihtiyacı vardı. Dünyanın buna HAZIR OLMADIĞINI biliyor. Temmuzdaydı konserleri Temmuzda!! Gitmek için ölüyordum. Power Fm'den çıkmaz olmuştum =( Yaşayan Efsaneydi O... YAŞAYAN!!! Küçüklüğümden beri, 80'liğimden beri...










Düğünümde bile Michael Jackson şarkıları çaldırdım, dans ettim, zıpladım, Go Girl! Gooo!
Tek taşımı kendim aldım!dan daha karakterliydi çünkü tüm müzikleri. Ha, Michael Jackson'ı binbir rica düğünüme getirmek istemedim mi, istedim tabii. Bir de o var. Hiç utanmıyorum, gocunmuyorum, niye canım paşa paşa mail attım cevap bekledim, gelir mi acaba diye.. Döndü ama o sırada rahatsızmış dedi menejeri. Neyse ne. O sıralarda, Türkiye'deki bir yarışmada MJ taklidini iyi yapan Yiğit adlı çocuğa ulaşmaya çalışmıştık. O da İstanbul'da değilmiş. Üzüldüm, geçti. Şimdi düşünüyorum, bu da geçer mi?

Benim geçmişim, bugünüm, yarınım, MJ şarkılarıyla özetlenebiliyor. Herkesin öyle. Sevse de sevmese de. İsterse özel bir ilgi olmasın ortada. Adam (The Legend) ortaya kurdu tahtını. Çekti belini yukarı. Ritim yarattı. Ay ışığında yaptı hepsini. Birazcık ay ışığı yetebildi, taklitleri ortalığa döküldü, her şey onun TONIIIIGHT dediğinde kapının çarpmasıyla alevlendi. Birlik olduk. Birlik hoşumuza gitti. Öpüştük şarkılarında. Sevişmeyi hayal ettik belki de Dirty Diana'da.

Yaaaa HEAL THE WORLD ortaokul mezuniyet gösterilerinde bir numaraydı ya. Bir numara! Herkesin dünyasını sardı, ayakkabı no'su saklı bir HUMAN NATURE yarattı. Dans eden insan ırkı. Dök içini. Dök! Who's BAD??!!!







Hiç olmazsa gözlerim, ellerim, ritmim dolu dolu anlatacağım ONU çocuğuma.
Benim bildiklerimi bilsin, duyduklarımda dans etsin yeter.





You've been hit by, you've been struck by a SMOOTH CRIMINAL.




Tüm ritmi. Bana verdiği o hissiyat. Tanrım. İnsanım. Ama MJ vücudumlaa konuşuyor. 80'lerim benim, canımın içi! Ayağımı yerden kesen adam!! Dansı seksi yapan tango değil, MJ'dir. Don't waste your time.









Yastayım
badly,
Muna Genc













Read On 0 kişi dedi ki...

Tarafımdan gönderilen bir mail...

Gönderen: Munas Locus Solus
Konu: Bu benim tarafımdan GONDERILMEDI.
LUTFEN ACMA- SAKIN OKUMA!!




Maili açanlar şunu gördü:
---------------------------------


4 GÜN SAYIYORUZ ARKADAŞLAR !!!!!!!!!!!!!!




"İnanmazdım ama o kadar çok kişiden geldi ki korktum ."
Bu da yeni politikaları galiba.
Kolektif Korku salmak!

Hepimiz korkarsak, hepimiz fwd'larsak, belki izmir'e gideceğim, belki arabasıni yenileyecek, belki artık çocukları olacak, belki makineli bir tüfeği olacak, belki sadrazamın sol bir şeyi olacağım, du' bakalım belki açları doyuracağım, belki biri her şeyi bırakıp TC.nin başına ilkeli bir Atatürk dileyecek, belki biri çıkacak uçakbüs dileyecek -bıkmış çünkü sarıgaziden etilere çalışmaya gitmekten-, belki evangelist birine denk düşecek bu mail ve dünya yok olsun -bizler benzerinde İSA ile yasayacagiz diyecek, belki ibo gibi şarkıcı olmak isteyecek, belki kanser ve bilmiyor, belki aşık ve evli, belki o istediği minicik şeyle insan ırkına hiç rahat vermeyecek, sonumuz olacak belki, belki sizi korkutamam ben, ama gerçekten 4 gün sonra bunlar olacak ve ben olmayacağım, desem... Hadi o zaman.

Bir dakika... Söylediğim şey dikkatinizden kaçtı:
Gerçekten dedim,
Şimdi bu fwd'lanmamış maili, gönderirseniz bu sefer ne dilerseniz gerçek olacak ama ben -varsayıyorum- öleceğim. Öğrenmişim işte bir yerden. Demedim mi nerden, Çin'den. Velhasil göndermezseniz, benim dileğim olacak ve hayatta kalacağım.

Çünkü size gönderdim ya. Okudun veya okumadın. Şimdi merak işte! Her zaman davrandığınız gibi "amaaaaan yine mi bunlar, öfff" dersiniz, ve direkt silersiniz? Yoksa bir dakika durup dileğinizin gerçek olduğu anda kendinizi mi düşlersiniz?

Bu arada ekstra olarak, şöyle bir vaadim de yok - Size göndermediğiniz için bir garanti veremiyorum: Hayatınız, işiniz, sağlığınız konusunda... Kötüye mi gider, gitmez mi... İşte al sana kolektif batıl inanç korkusu.

Ben, söyleyeceğimi söyledim.
Size iyi günler...
Muna Genc T.

Çin İlkesi Bu bir şaka değil.. Şansın açılacak !!!Bir ev satın alabilirsin ama
yuvayı alamazsın Bir yatak alabilirsin ama uykuyu alamazsın Bir saat alabilirsin ama
zamanı alamazsın Bir kitap alabilirsin ama bilgiyi alamazsın Bir mevkiye
kavuşabilirsin ama saygıya değil Doktora para ödeyebilirsin ama sağlığa değil Ruhunu satın alabilirsin ama hayatını değil Seksi satın alabilirsin ama AŞKI değil

Bu Çin ilkesi şans getirir.Hollanda'da orijinal nüshası saklanıyor.Bu ilke şimdiye
kadar 8 kez dünya üzerinde dolaştırıldı.Bu ilkeyi edindikten sonra şansın
açılacak.Bu bir şaka değil. Şansın açılacak. Şansa ihtiyacı olan kimselere bu
maili ya da kopyalarınıulaştır. Para gönderme çünkü baht satın alınamaz
Bu mektubu 96 saatten fazla elinde tutma. Yaşanmış bazı örnekler:Constantino 1953 senesinde
bu mektubu alınca sekreterine 20 adetkopyasını hazırlamasını söyledi:9 gün sonra
piyangodan 9 milyon ikramiye kazandı.Carlo, memur, bu mektubu aldı ve daha sonra unuttu. Birkaç gün sonraişini kaybetti, sonrasında mektubu zincir şeklinde gönderdi ve şansıaçılıverdi.1967'de Bruno mektubu aldı ve gülerek fırlatıp attı. Birkaç gün sonra oğlu hastalandı. Mektubu arayıp bulduve 20 kopyasını gönderdi; 9 gün sonra oğlunun iyileşmeyebaşladığını gözlemledi.İmzalama, basitçe 20 kopyasını gönder ve birkaç gün içindeneler olacak diye bekle.Bu ilkeyi sana gönderiyorum çünkü dünya üzerinde dolanımını sağlamak zorundasın.20 kopyayı arkadaşlarına, tanıdıklarına gönder.Birkaç gün içinde iyi haberler alacaksın ve bir sürprizlekarşılaşacaksın..Kısacası bu bir gerçek,
batıl inançlı olmasan bile bu sayfalar iyi şans için gönderildi sana. - Haddini bil - Senin iyiliğini isteyen kişilere teşekkür et. Şans gönderir göndermez gelecektir.


4 gün içinde...


*Bu arada, tabii ki sizin için dedim, maili açma okuma diye. Sevmediğinizi bildiğimden. Fwd'lamayacaksınız değil mi?

-----------------------------------------------------------------

=) işte buydu.
Ne demek istediğimi anlatamamış olabilir miyim?
Böyle bir ihtimal var mı?
Soruyorum ya, lütfen açık açık söyleyin =)
Gelen cevaplar biraz ilginçti de...
Tabii ki cevap bekliyordum,
muna iyi misin, neyin var, bi'şey mi oldu tarzında değildi ama =))

Ha, bir de şöyle bir şey vardı geçen gün yemek yerken biz Shorba'da:
Hemennn Çorba'nın yanındaki dükkan oluyor kendisi =)


Read On 0 kişi dedi ki...

Yandı gülüm keten helva!













Twitter'dan takip edenler bu fotoları görmüş olabilir =)
Neden bir süredir yazamadığımı açıklıyordurlar umarım..
****FOTOLARIN ÜZERİNE SAĞ TIKLAYIN ve yeni sekmede açın ki, eh uğraştığımı da göresiniz =) ******
Bol bol sebze, meze, tart olaylarına girdik. Herkes de bu ara doğmuş sanki!! Bir oraya, bir buraya.. Hayır, bir takım proje yapan arkadaşlarım var @idilgural gibi, katılmak istiyorum kendilerine. Kitap projesiiiii, amanınnn, çok heyecanlı olacak!! Haftasonu 4 gün olsun istiyorum. Bir deee Eti Form Pilates günleri 3 iş gününe çıkarılsın =)

Pilates olayına da girdik walla. Hadi yüzme-koşu-yoga tamamdı da, bu nereden çıktı demeyin, iyi bir 'cross training' yerine geçiyor. Artık sırtımdan nefes alıyorum =) Size de tavsiye ederim. Buyrun gelin, hocamız da süper eğlenceli. Haftasonları, Suadiye sahilde, 07.15 de ilk seans, 08.20 de ikinci seans. Yok, beni sarmaz, ben aerobikçiyim diyorsanız, 07.30'da da Caddebostan sahilde de Eda Hoca var, bilgilerinize! Hafif tempo koşu olsa, ne iyi olurdu derseniz, Nike Running'e buyrun lütfen, o da 09.00'de Suadiye Nike mağazasında start alıyor hep. Gerçi ben pilates sonrası çimlerden yakalıyorum onları, ama siz ilk defa katılacaksanız, kayıt olun. Hem indirimden faydalanır, hem de yeni insanlar tanımış olursunuz.
Yüzmeyi kışın, en koyu kışta otomatiğe bağlamak istiyorum. Yaz dışı bir aktivite olunca, spor denilebiliyor. Neyse havalar sakat. Hele haftaya tam yaz geliyor, mevsim normallerinin üzerinde olacakmış. Ne yapıyoruz, bu hafta ne kadar post edebilirsek ediyor, yüzmeye gidiyoruz.
Muhtemelen ben de Ayvalık'ta olacağım haftaya, orada da bol malzeme var,
her şey taze, zeytinyağlı olayına gireceğimmm, of of, @Tijen İnaltong sevenler bilir ne demek istediğimi. Bu @ olayı da sanki yeni "" tırnak işaretleri oldu =) Evet teknoloji dilini takip ede ede böyle olabiliyor. Önemli olan bunu yazılan romana kaydırmamak.

Bu arada minik bir sağlık probleminin üstesinden geldik evde, biraz da ondan yazmaya, fotoğraf ayıklamaya fırsatım olmadı. Ama bilin ki, yazmadığımda dana gibi fotoğraf birikiyor, dana gibi, DEYNA diyorum, nasıl okuyorsunuz kuzum, tanrı aşkına =) Problem de, inmeyen yüksek tansiyon ile ilgiliydi (benim değil). Bir kaç doktor, eczane, dahiliyeciler, medikal parklar, artan sıcaklar, şekersizlik, hipoglisemik çıkışlar, solgarlar bakalım sonuca bağlanacak bekliyoruz =)
Ayvalığa bir 'post' sonrasında giderim diye düşünüyorum. O yüzden şimsiden yazayım, çoooook merak ediyorum, adına hikayeler yazdığım köpeklerimi!! Düssel & Dorf
Bakalım ne yapıyorlar, kocaman oldular =) O hikayeyi burada yayınlasam mı acaba? Ağır kaçabilir biraz ama..
Ne demiştim kellogslar,
Sevgiler, sevgiler, nesfitler,
Muna














































































** Başlığa da bir 'Canım Ailem' repliği atmışım. Sormayın acayip hayranı olduk bu dizinin derken. Bizi güldürüyor, sıcak, amerika'dan çok uzak derken, her şey kavuşamamak üzerine kurulmamalı bu kadar. Yani sizce? Yani ne...
Read On 2 kişi dedi ki...

Bu arada size söylemeyi unuttum!







Önümde 8 konu var.
Kasaya gelemeyen cinsten...



+ 11 adet fotoğraflı konu var. Öyle hepsine tek tek blog açamayacakmışım gibi gözüküyor. Twitterlamak bile yetmiyor. Çok çok gezsem de, az az otursam da, bağ daş dağ kursam da, fotoğrafları bir anda yükleyemediğim + seçmekte zorlandığım + foto edit kısmında uyku saatlerimden çaldığım için midir nedir (-başlıklarından taşan sayılarda fotolar yeni bir site ha doğurdu ha doğuracak. Ancak blogger sahipleri gücenmesinler, bundan sonra fotolar, bir onceki wordpress hesabımda olacak ve bittiğinde lanse edeceğim. Dünyaca kabul görmüş hızlı ve başarılı fotoğraf yükleme sitelerinden biri olan flickr tadında bir şeyler bekliyorum, bakalım) kasaya gelemedi ürünler. Marketin içindeyim, ne siz yiyebiliyorsunuz ne de ben!!! Yakında foto fotoya bakışacağız. Kimseyi üzmemek gerek. Gerek daha hızlı ve gerek daha vicdanlı olmak sonra...



Bu elma tip blogda ise, yabana atılanları daha sert, daha sulu ve gayet kırmızı tadacağız diye toplandık. Sanılar ve sanılanların aksine... Öyle değil mi?


Hayatımdan, anlaşılmaması gereken tüm detayları çıkarmadan =) dilini ingilizce ve bağını değişime şarjlı olarak ayarlamışım bir kere!! ilk blogumda tüm olasılıksızlık keyfiyle anlatıyorum zaten. Orada yeteni, buraya taşırmanın bir alemi yok.


Burada, bir iki haftada olsa, gerekeni yapamadığımı gördüm. O, sırası gelmeyen reklamlardan, yaşamımı - zaman zaman kalitemi- belirleyen alışveriş yapmak zorunda olduğum veya severek yaptığım yerlerden öneri ve eleştrilerimi esirgemeyeceğim. Cümlelerin içinde onları benzetmelerle anlatmaktansa -ve alakaya gel ingilizce olmasındansa- alenen yazacağım. Yörsanı, Alparkları, Mudo'yu, organizasyonları, koştuğum park ve yolları vs... Anneler günlerinden, emperyalist arkadaşlarımdan, kahvaltı şölenlerinden, doğumgünü insanlarından, ince gezi niyeti taşıyan doğa macerlarından daha az fotoğraflı bahsedeceğim sanırım =)




Bugünden arz ederim; hafif kamuoyu nabzı taşıyacak olanları...








Mayıs mayıs solunurken,
Muna Genç T.




FYI ----->
Bilginize:


* Salyangozların Gözleri Nerededir?
Salyangozların antenleri vardır. Salyangozların gözleri antenlerinin ucundadır. Deniz salyangozlarınınki ise antenlerinin altındadır. Salyangozların başında iki çift anteni vardır. Bunlardan ikisi üstte ve diğerlerinden daha uzundur, gözler bunun üzerinde bulunur. Diğer ikisi de altta ve daha kısadır, bunlarla koku alır ve etrafını hisseder. Antenler salyangozlar için çok önemlidirler.
* Salyangozlar Ne Zaman, Ne İle Beslenir?
Salyangozun ağzında yiyecekleri ufalamak ve öğütmek için (radula) dişli bir dili vardır. Radula sert, üzerinde ufak dişlerin bulunduğu, yaprakları ve çiçekleri ufalayarak yemeye yarayan bir dildir. Çiftçiler salyangozlar bahçe ya da tarlalarındaki bitki ve ürünleri yiyince çok sinirlenirler. Salyangozlar bahçe ve tarlalara çok ciddi zarar verirler. Salyangozlar taze ya da kuru yaprakları yerler. Taze meyve ve körpe bitki ve ağaç kabuklarını da yemeyi severler.

* Salyangozlar Nasıl Yürürler?
Salyangoz düz (ayak) vücudunun üstünde sürünerek hareket eder. Vücudunun düz (ayak) kısmındaki kaslarını bir kısaltıp bir uzatır ve böylece bir dalgalanma hareketi oluşturarak ileri doğru hareket eder. Ayak kısmında kaygan bir sıvı salgılayan özel bir salgı bezi vardır. Salgıladığı bu kaygan sıvı ile gittiği yerde ıslak sümüksü bir iz bırakır. Bahçelerde bu gümüş rengi izlere rastlamak mümkündür. Sümüksü salgı önden dışarı çıkar ve havayla temas edince sertleşir.

*Salyangozlar sivri iğne, bıçak, jilet gibi keskin ya da ucu çok sivri şeyler üzerinde hiç yaralanmadan yürüyebilirler, çünkü sümüksü salgı vücudunu korur. Salyangoz yumuşak vücuduyla yürüdüğü dalı sarar ve böylece düşmeden hareket edebilir.


* Erkek mi Dişi mi?
Salyangozlar hem erkek hem dişidirler. Aynı anda hem sperm hem yumurta üretirler. İnanılmaz değil mi? Ama buna rağmen çiftleşmek zorundadırlar. Hem dişi hem erkek olan hayvanlara hermafrodit adı verilir. Kahverengi bahçe salyangozları her seferinde toprağa küre şeklinde 80 tane minik minik beyaz ya da sarı renkte yumurta bırakırlar. Senede altı defa yumurtlarlar. Salyangozların erişkin olma süreleri iki yıldır.

* Salyangozlar Nasıl Çiftleşirler?
Salyangozlar kendilerine çiftleşmeden önce uzun saatler beklerler. Birbirlerine sarılırlar ve üstü köpükçülerle kaplı sümüksü salgı ile üstlerini iyice örterler. Çiftleşmeden sonra salyangozlar toprak üzerinde yumuşak bir yer bulup kazar ve yumurtalarını bırakırlar. Toprağın içine 2,5-4 cm derinliğe bırakırlar. Salyangozlar her seferinde 80-85 yumurta bırakırlar. Toprağın sıcaklığına ve nemine bağlı olarak yumurtalar 2 ile 4 hafta içinde çatlarlar. Yumurtalar toprak ve sümüksü bir sıvı ile örtülürler. Yumurtalar dışkı ile örtülürler. 12 dereceden daha düşük ısı ve nem oranının az olması yumurtlamayı geciktiren bir faktördür. Salyangozlar genelde sıcak ve nemli havalarda yumurtlarlar. Yumurtlama işi 6 haftada bir ya da ayda bir gerçekleşir. En aktif oldukları aylar Şubat ile Ekim aylarıdır.

Yumurtadan yeni çıkan yavrunun ilk işi kendisine yiyecek bulmaktır. Yumurta kabuğu da dahil olmak üzere geride ne bulursa hepsini yer. Hatta çatlamamış yumurta varsa onları da yer. Salyangoz büyüdükçe kabuğu da spiral şeklinde onunla büyür. Yeni dünyaya geldiğinde sırtında bulunan kabuğa bir yenisi eklenir. Bebek salyangozun dünyaya geldiği ilk kabuk sonradan ek olarak gelen ve spiral şeklinde büyüyen kabuğun içinde kalır.

Salyangozların da Düşmanları VarYılanlar, kınkanatlı böcekler, kurbağalar, kaplumbağalar, kuş, tavuk, ördek ve kazlar salyangozların düşmanıdır.



Kaynakça: http://www.yuruyoruz.com/aid=177.ptm1

Read On 0 kişi dedi ki...

Bursa - Mudanya - Trilye maratonu!!!

Timur & Yeşim Gülşen ailesi hatrına, uzun uzun tutuldu.











Mevsim göründü, yollara düşüldü yine. Siz de düşün diye, yazaduruyorum ben... Neden Bursa yolları? Çünkü yeşil, yemmmyeşil, çünkü arkadaşlar var, çünkü denizi tam kıvam, girileybıl =) Anlamayana, denizi hatçeee!




Ya tabii ki maratona çıkmadık. DASK efsaneleri gibi dağ maratonu etmedik, eylemedik. Ancak 2 güne neler, nereler sığdırılabilir, yahu vücut ne kadarını kaldırabilir test ettik.


Birinci çinko:
Yamulmadan vardık
. Yağmur
gittikçe hızlandı, evet doğrudur, ancak biz feribotta yakalanmadık. Hava kararmaya yakın, bölge bölge yağmaktan çıktığında - biz Bursa'ya höööh bereketiyle giriverdik.
Yemekte oldukça ilginç bir haberimiz olduğundan çat çatt çaaat çatladık paylaşacağız-fikir alacağız diye!! He ne oldu, tahmin ettiler tabi!! Başka neye sevinebilirz ki diyerek, küçücük fıçıcık bir sorudan, çakma da olsa keyfi,
alkışlandı, sevildi şimdiden!



Dışında...
Sürprizimiz, bize de sürpriz oldu gerçi, hatta niyetini hala gizli tutuyor, bir yerleri kaşınsın, salacağız içimizden dışarı! Şu an "Ortada kuyu vardı yandan geç"ildi (gerçek kuyudan bahsetmiyorum). Kuyuya baktık çaktırmadan, ne duydun, ne gördün, koca koca adamlar hazneyi boşalttık valla. Varsın bitsin, Yemedi bir yerimiz dersem yalan olur. Burada yalan yenmez. Yenmez demişken, dönelim masada yediklerimize, şahaneydi! O neydi öyle patates çorbası yauu!! Zaten un çorbasına bayılırım, pirinç yerine patates vardı, acayip lezzet kaynamış içinde!! Yeşim arkadaşımızın Balerin Parfesi de süper olmuştu. O ne ki demeyin, fotolarda bulursunuz (Bu sıralar denk gelen yemek ve çanakları görsel olarak ifşa edeceğim bilahare). Hararetli ve istekli hasretleşmenin ardından ertesi güne hazırlanmak için uykularımıza çekildik.






İkinci Çinko:
Sabah, triatlet, Onur Sokak keşfine çıktıı, Nilüfer'de. Tanrım!! Al beni şuracıkta =))
Yürüyüş, keşif, fotoğraf çekimi derken oldu mu sana triathlon!! Bursa'nın meşhur tahinli pidesini gazeletere sararak eve dönmemle bitti tabii =) Bittiğinin hali, delil olarak yok tabe =))



Sabah muhteşem pişi/bişi ve peynir ormanları kahvaltısının ardından hava kapalı da olsa nereye gitsek konuşuldu. Ve kendimizi Bulvarda bir kafede salep içerken bir bakmışız Mudanya yollarında ve tabii ardından Trilye virajlarında bulduuuk!!!

Mudanya yolları taşlı değil, hatta botanik parklarla çevrili neredeyse =) Tamamen bodur meyve ağaçları, fidanlıklar, çiçekçiler, peyzajcılar, aagghhhh cennet! Cennet kapılarında dolanıyoruz!! Cemaat geçiyor, ayılamadık lan!! Pazar malı değil, has be has canlı!! Yanılmayalım, algıda seçicilik meçicilik değil yani =) Kim ne bilecek zaten aklımı, o da ayrı tabi =)

Mudanya yolları diyordum, hemen ama hemenn, limanı da görünce, Mudanya'ya taşınalım oldu muna =)
Sonra dondu kaldı. Trilye fotolarımız maalesef yok, ancak, yörenin bir numaralı Çırağan Sarayı!na bile giden reçelleri elimize geçirdik!! Bir tanesi, Çıtır Kabak reçeli, (Darbuka Kardeşler) Ayvalık Kaymağıyla inanılmaz lezzettli oluyor muttlaka denemelisiniz. Denemek isterseniz, sipariş de verebilirsiniz. Evet, tarif yazmayacağım ama siparişleriniz alınabilir. Buna gayet sıcak bakıyorum. Trilye'ye gitmişken, ilginç renklerden ve ağaçlardan oyma-kakma-yazma tekniğiyle taşlara hiyeroglif çalışmalar yapan çifti de görünüz. Yaptıklarına uğur veren taşlara bir bakınız, sahibiyle de şans depolayan bu taşlardan bir yakınınıza (özellikle özel günlerinin dışında sevindirmeyi seçtiğiniz insanlara) ya da kendinize alınız derim. Ben aldım, ruha iyi geliyor. Ruhuma, ruhuna diyerek... (ÖNEMLİ: Aşağıdaki üç karelik fotoğrafı orjinal ebatında görünüz, yani sağ tıklayıp yeni sekmede açarsanız, mümkün)




Bu arada Mudanya'yı es geçmeyelim, meydanda hemen köşede kalmış bir balıkçı var, denizin dibinde (bir tek o kalmış zaten, diğerleri taşınmış) acayip lezzetli balık ekmek yapıyorlar --- her geçtiğinizde anmayın, tat&damakta bırakın! Akşam dvd'mizi alıp (Rendition) seyraleme daldık. Filmle ilgili bir-iki detay gözüme çarptı; Reese Witherspoon normalde oyunculuğuyla hiç etkilenmeyeceğim bir tipti, burada konunun da dışında bir performans gösterdiğini düşünüyorum. Sanırım insanın (insanın derken, kadının) anne olması faktörü farkındalık yaratabiliyormuş. TEYİT:105 =)) Dayanamayıp söylüyorum, birisi Jake Gyllenhaal'a adam gibi rol versin ya, bitti Donnie Darko kalıntıları, bitti artık!! Filmin konusu çarpıcı ama. Gerçi bu ne kadar film izlediğinize, tarafsızlığınıza ve hayal gücünüze oranla değişim gösterecektir yine... Neyse ne, izleyin. Gözlerimi dolduran kadın -Meryl Streep- oynuyor.



Bingo:
Pazar günü sabah Atatürk Ormanı'na gittik. Peynir, çilek, peynir, erik, peynir, salatalık, yine peynir, Tim'lerin ghost busters kıvamında ateşte dağılan marshmallow'laruuu ve pembe topumuzu aldık daa ormana indik. Yokuş çıktık, indik, kaplumbağa sevdik, geyik çıkabilir diye beklerken kelebekler kondu sağ ayağıma, sonra sanki dini programlara çiçek yetiştirir gibi çekimler yaptık.

Dinlencemizi Saklıbahçe'de gerçekleştirdik (model araba pistlerinin bulunduğu yer), biraz ilerisinde Go-Kart pisti de var. Sessizdi ama iyi bir şekilde. Akıcı bir nehir ve kuş sesi dışında bir şey yoktu. Güneş bizi yedi yedi bitird zaten. Aldığımız oksijenle masada başımızı zor tutuyorduk. Ama tuttuk mu, tuttuk. Sonra gidip villalara baktık mı, baktık. Mudanya'yı, Trilye'yi bir daha andık. Pedal çevirmeye çıkalım şimdi de derken, eve girip kalan güzelim Balerin Parfesini bitirmeye odaklandık. Çaylandık. Muhteşem bisküvilerle tanıştık tabii, onları da unutmamak lazım. Büyük sarı paketli bir ambalajda (kakaolu gülen suratlı bisküvi, markayı hatırlayınca not ederim) yalnızca Metro Cash&Carry'lerde satılıyormuş, giderayak tanışın! Lan, dedik, yok acıktık mı biz??? E o zaman pizza söyleyim, Dominos! Do-mi-nos! Volkan'cığım peyni yemediğinden, Tim'lerin aklına pide gibi yaptırmak geldi (benim evde yaptığım gibi - İST şubesi kabul etmemişti ama BURSA bu konuda çok tatlı çıktı) süper de oldu. En son bi' pizzalanmadığımız kalmıştı, iyi oldu, İstanbul yollarında yer etti. Ne zeytin alacak halim kaldı Gemlik'ten, ne de kestane şekeri, offf ya da Saray Helvası!! Alamadım faarika. Alamadı ya mide gözüm.

Velhasıl kelam, yollar, yöreler, yoldaşlar hepsi kanımızı fıkır fıkır kaynattı. Ateşi aldık. Bakalım ne zaman ateşe vereceğik avluyu =)

Sağlıcakla kalasınız,
Muna Genç T.

Read On 0 kişi dedi ki...

BabylOn 80'ler partisi!

'Adım Adım' Sadece Koşmaz!
Partilerle büyüyoruz.











Koşuyoruz ve bağış topluyoruz.
Neden?
A canım neden sadece bağış toplamıyorsunuz?

Ya da sen koş, bize ne... demeyin.


Türkiye'de ilk kez bir grup 'charity run' (hayır koşularını) oluşturdu.
İsteyen yürüyebilir. İsteyen macera yarışlarına katılarak, isteyen Türkiye'y koşacağım diyerek başlayabilir...

Maksat bir yerden başlamak. Bir şeylere durduğunuz yerden değil, terleyerek katılmak. Birine, ters giden bir şeye dur diyebilmek veya ertelemek için. Hem de mümkün olduğunca sık ve istikrarlı olmak için. Belki de bir tek bunu düzene sokabilmek.. Nasıl bakmak isterseniz...


Grubumuzda, şehir dışı, yurt dışı maratonlarını takip edip koşanlar da var, bunları paylaştığımız ortamlarda koşmayı yaşam biçimi haline sokanlar da... Sizi nasıl eğip bükecekse...

Biraz olsun ilginizi çektiyse, sabahları yürüyor, akşamları köpeğiniz için düzenli çıkıyor veya hareket çalışıyorsanız, yüzüyor veya yoga yapıyorsanız siz de katılın. Anadolu ve Avrupa yakası antrenmalarımız vardır. Haftaiçi, haftasonu herkese uyan kişi ve zamanlar bolca mevcut. Şirket patronlarından, çalışanlara, çiçekçisinden, kimyagerine herkes yapabiliyor. Herkes bir gün adım atıyor.

Dilerseniz bugün,
ya da bir gün ayrıntılı bilgileri burada bulacağınızı biliyorsunuz.

Fıçı gibi,
Haydn, sağlıkla!

MunaGenç T.
Read On 0 kişi dedi ki...

Bilet Bedeli: Büyük Ada

Büyükada'da neler yapabilirsiniz...
Yaptık, ettik:

Saat meydanı civarındaki sokaklarda bulunan bisikletçilerden bisiklet kiralayabilirsiniz. Biz iki kişilik onlanından kiraladık. Eğlenmeye çok eğlendik ama arkaya oturmayı düşünen için, öndekine %100 güven şart. İlginç bir deneyim oldu, muttlaka siz de deneyin.

Yürüyerek, bisikletle yada faytonla tur yaparak Ada’nın tabiat güzelliklerini, köşkleri görebilirsiniz. Ama bence bunu ikinci gelişte yapın.

Birlik meydanına giderek Lunapark gazinosunda çamlar arasında dinlenebilirsiniz.
Birlik meydanından Yüce Tepeye çıkarak Ada’yı yukarıdan görme imkanına kavuşabilirsiniz.Yemek yiyebilirsiniz. Aya Yorgi Kilisesine çıkmadan önce dilek tutacak bir şey alabilir. Sonra dilek tutulmuş, yokuşa hazır bir biçimde yola koyulursunuz.




Bu arkadaşlar yabancıydı.
Bizim gittiğimiz gün paskalya bayramı vardı zaten.
Daha eğlenceliydi. Bahar'ın gelişini kutladık.
Zaten ruh hali, bisiklet hali, kılık kıyafet derken adalı olmadığım çok belli olmuş ya =))





























Biz yapmadık, ama siz n'olur yapın:
Mesela:
Birlik meydanından ormanın içine girerek Yetimhaneye ve Hristos Kilisesine gidebilirsiniz.
San Pacifico, Ermeni Katolik, Paragia ve Aya Dimitri Kiliselerine ulaşabilirsiniz.
Yine faytonla veya yürüyerek Aya Todori Şapeli, Aya Nikola Manastırı, Profitis İlias Kiliselerine giderek ziyaret edebilirsiniz.
Kumsal semtindeki Musevi Sinagogunu görebilirsiniz.
Dil burnuna giderek piknik yapabilirsiniz yada daha ilerideki Aşıklar Gazinosunda çamların altında semaverden çay içebilirsiniz.
Plajlara gidip yüzebilirsiniz.
Çankaya caddesindeki Türing Kültür Evi’ne gidebilirsiniz.
İskele civarındaki lokantalarda yemek yiyebilirsiniz.
Akşam (yaz aylarında) sinemaya gidebilirsiniz.
Otellerden birine yerleşip gecenin keyfini çıkarabilirsiniz.

Ailece spor yapmayı sevenler de için de
Anneler veya babalar gününde güzel bir hediye olabilir herkes için.

Şimdiden iyi eğlenceler,
Muna Genç T.
Read On 0 kişi dedi ki...

Gönül Tekin, Murat Bardakçı ve Fatih Altaylı! Bin nasihatten iyidir!

Önemlidir! Bir diziden, bin nasihatten iyidir!

Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı ile Teke Tek Özel'in konuğu Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gönül Tekin'di. Hocamızın bilgisi ve konuşmalarıyla izleyenleri tekrar tekrar büyülediği kesin. Kesin de... Siz izlediniz mi???


Şimdilik başlıktada verdiğim gibi link bağantısıyla ulaşın istedim bu videoya.
Olduğu gibi buradan da izleyebilirsiniz.
Nisan ayının ilk pazar günüydü...
Biz buradaydık,
siz de buyrun...



Bir süre aradım taradım ama bulamamıştım. Sağolsun acqur arkadaşımız da link eylemiş bize. Görevimiz, paylaşmak. Sırayla, Zihin açmak. Zihin budamak.

Her mevsim geçişlerinde bir kere izleyin bence.

Koç'lara eğlence,
Hobaaa!




Haydi iyi seyirler,
*Yorumlarımı bir sonraki posta saklıyorum, şimdi biraz geç oldu.
Muna
Read On 2 kişi dedi ki...

"Çok Klasik", kime göre? Şansını kullanana. Kendini tanıyana göre.

Posted by Picasa Herkesin, klasik olanlar dahil, hatta belki özellikle de onlar, "Çok Klasik" olmuş, durmuş, bakmış" demesine karşın, ekliyorum bu ppt, pps'i. Sorunun cevabı da belli aslında.
Şansını kullanana. Kendini tanıyana göre. ÇOK KLASIK =)




Read On 0 kişi dedi ki...

'Kendimi Şanslı Hissediyorum' diyenler, izlemeli!





Yeşim sim arkadaşımmm,

sana bir film yaptım! Videosuna hemenn-bas izle!
Hazır, kıvamı tamam!



Senin,
böylelikle benim,
Tim'in, ilke'nin
hepimizin doğum günleri şimdiden kutlu olsun canım.


Grip, bronşit, şit, neyse
hepsinin sezonu bitiyor.

Bitttiiii =)
Bahar geldi.
Dalları kiraz bastı basacak.


Kış, uyuyan güzeldi.
Yaz,
adam olacak,
kıçı kırık da olsa
iki-kişilik-4 tane-bilet olacak.
Adam ya!
daaa!?
Burnumuzun ucunda.



Hadi izlemenize bakın siz!
Muna


video
Read On 1 kişi dedi ki...

Aaaa Bahar Geldi! Bahar Koçu!

Bahara rastladım ben. Baharın taşı toprağı, kokusu bile altın!



Altın güzel bir metafor, altın burada aşk, altın burada şaşkın bir italya, bazen boğa gibi ya da sürülesi bir saltanat!! Yeniden doğuş, güzelcilik olabilir, Tanrıcılık vs...



Koçum geldi =)

Yani şöyle.
Geçenlede hasta oldum, üstümden o yorgunluğu da attım.
Çünkü ateşlendim, per perişan oldum, terler döktüm.
Günde 7 kere üstümü değiştirdim.

Sizden önce ezdi ve geçti beni Bahar Koçu.
Nasıl Bahar Koçuymuş bu?





Yıllardır bahar yorgunluğu ile kırıklık arasında yaşamadık mı?
Ben koşarak arayı kapatmaya çalışırdım. Bu sene beni sseçti işte o!
Garip bir müjde ama öyle. Oh.









Şimdi sıra aktive olan tüm hücrelerimi ödüllendirmekte!
Mücadeleden 10 günde çıkan, zatüreelenmeyen vücuduma ödül gecesinde ne versem acaba? Nasıl? Bir güneş mi? Bir AŞk? Nasıl yani? Bir çiçekle kandırayım mı?
Vücut dinamiğim, auram bungee-jumping yaptı diyorum.
Onu zor olanı yaptığıma ikna etmezsem, bir daha bana uğrar mı sanıyorsunuz?





Her şeyi satıyorum, garage-sale ile!!!
Önce kısa bir arkadaş ziyaretleri Viyana, Italya ve Berlin'e. Sonra ver elini İzmir'e.
Taşınıyoruz.

He, ne zaman? Hmm, güzel soru. Bu sorunun cevabı henüz satın alınmadı.
Şimdi değil ama. Bir doğum var, ona yetişmeye çalışıyorum!
Izmir'in sokaklarına, yaz çıplaklığına, demokrasisine, CHP bayraklarına, denizine, rüzgarına ihtiyacımız var. Ha deyince surf yapacak bizimkisi =)





Hadi deyince, yaptığım şeyler, ve bunlardan korkmayan arkadaşlarım olacak =)


İnanıyorum Zeynepçim.
Bugun benden aldığın posta da seni güzelce yoğuracak, bahar seni hep taze bir şeyle buluşturmadı mı? Söyle ya, bulusturmadı mı?
Bugün buluşturmadan önce, kırgınlığını atasın diye yazıyorum ben de.
Bu sene, bu görev zevkle benim!!

Öpüyorum, haberlerini yüz yüze beklerim.
Sevgi ve sıhhatle,
muna

Read On 0 kişi dedi ki...

İzmir'e iki kişilik Bilet Lütfen. Hayır, sadece GİDİŞ!

Arada soruyorum aksamları, ee ne zaman gidiyoruz İzmir'e? diye

Satıyorum bak ben evdeki her şeyi. Yarın sorma, ne yaptın, neden yaptın, diye.








.
.





Istanbul'da bile iki kere ev değiştirdim, demek ki yetti. İlkokul, ortaokul, lise İstanbul'undu. Üniversite, ilk işim, ilk evim de Ankara'daydı. Süper bir kasabada hatta! Hala hiçbir güzelliğini unutamam! Baharı bile farklı güzeldi. İnsanları çıpıdak terliklerle sırtlarında havlularla dolaşır. Havuzlararası bu yürüyüş, kasaba evine yemek, ekmek götürüyor diyeydi. Öyle farklıydı yani. Çiçekçisi, kim hangi çiçeği sever onu bile bilirdi. Herkes birbirine gülümserdi...


Anlattıklarım Ne kadar İstanbul-dışı değil mi? Ya benim 5 senelik pazarcım bile vardı oarada. O kadar alışmıştık ki, bademcim vs. Hele Volkanla pazara çıkmak acayippp keyifliydi. Muzlar soyarlar, gözleme yedirirler. Oh ya İzmir'in otları yoktu ama insan olmanın keyfi vardı Ankara'da. Çok garip. Böyle bir şey İstanbul'da yok. İstanbul, sanatçılar için bir şehir. İstanbul doyumsuz olmayı sevenlerin.

Oysa Konutkent öyle mi? İlkbaharın sonlarına doğru seyyar lunapark gelir kurulur, iş çıkışlarında biz de onlara binerdik, yaaa güzel şey işte bahar derdik! ... ve kasabada yaşamak.












İstanbul neden -off? Çünkü başından beri İSTANBUL'du burası. Hiç değişmeyecek tek şehir. Belediyesi değişse bile kendisi apayrı bir dünya olan şehir. Yemek yiyen, çığlık atan, ağlayan şehir. Ben onunla ne yaptım? Yemekler yaptım, yeni tatlar, yeni aromalar yakaladım. Ama hepsini de her Ayvalığa gidip dönüşüm sırasında yakaladım. Demek ki işin aslı EGE'DE. Kalbimiz Ege'de. Biz Egeli miyiz?


When I was done with Istanbul, I ask my sweetheart Are we Aegean? Will I be swimming? Will we have rainbows? Key Sera Sera, what will be will be
The future not ours to see, Key Sera Muna


Yani kahkalarını sevdiğim o arkadaşlarımı brunchlara aldım, yılbaşı yemekleri de yaptım. Artık bitti di mi, biraz da İzmir'de kutlayalım. Biraz da ağırdan alalım hayatı! Biraz da sindirelim...

Yeni şehir, yeni ev, yeniden bahar,
Bu sefer minimalist bir ev ve eşyalar ama!
Nasıl, ciddi miymişim?

Çırılçıplak gidiyoruz işte =) Biraz turlarız Avrupa'da. Ondan sonra da izmir güneşiyle banyo yapan bir çocuk... =)

Benim İzmir'de bir arkadaşım var, burada ona sesleniyorum. (Son harfini uzatarak)
..aaaaaaaaaaaaaaaaaaaa




bize biraz aura, rüzgar, ateş, duman göndersin diye!

izmir'e tavuk suyunda sevgiler!
Muna Genç T.
Read On 8 kişi dedi ki...
Read On 0 kişi dedi ki...

A D I M

dağ dağ gelse, kendinizde olduğunuz sürece KAPAN değildir. D şıkkı gibi, toparlayıcı değildir. VE nedense, ispatlanmayan, doğrulanmayan, çoğunluğun olmayan ne varsa onu TAŞIR.
Dünyaya 100 kere gelse, 1 kere first lady olamaz! Kafa ki; Uzaydan gelen, şekil etmeyen, vücut yahut vuku bulacak her şeye açık! Kafa ki, yürek ağzında.

Korktuğundan değil. Daha dün bir, bugün ikidir çünkü.
Konuşacaklarınız bitmiyorsa, mutfaktasınızdır. Salatasındaki çiçeği ayırt ediyorsanız, evet mevsimsel... TARTlı parmaklarınıza bakıyorsanız, iyi ki doğdunuz!

"Dünya dönüyor işte", geçerli ama geçici bir neden aslında. Yıllandıkça hatırası maraton maraton. Bir o denizaşırı yüzmek çağırmasın! Yoksa


"Aç Kalır, Budala Kalır."


Toprakla gelen gerçekler; yazılmış, dosyalanmış, dondurulmuş, ovalsenmiş, fotoğraflanmış olabilir. Ama ben koşarken yarım ağızlı tüm gerçekler.

YAŞAM Doğaüstü olsa, buram buram SARILIRDI size. Çalınana dek-
Either way, welcome to My nothing box!


Bu işten ne anlıyorsanız...

Bu kadını niye dinliyorsanız...

RASTGELE

Followers

Roy Tanck's Flickr Widget requires Flash Player 9 or better.

Get this widget at roytanck.com